Kitap dünyasına katılın
"Son yok edilecek düşman, ölümdür."
"Ölülere acıma, Harry. Yaşayanlara acı, her şeyden çok da sevgisiz yaşayanlara."
"Benim... benim kitapları sevdiğimi biliyordu."
"Hazinen neredeyse, kalbin de orada olacak."
"Sırf özür diledin diye her şeyin düzeleceğini mi umuyorsun?"
"Ölüm bu dünyayı geçmekten başka bir şey değildir."
"Durdurulmak, gerisin geri sürüklenmek, eve gönderilmek istiyordu. Ama evdeydi zaten, Hogwarts onun bildiği ilk ve en iyi evdi. Harry, Voldemort, ve Snape, terk edilmiş çocuklar, üçü de burada bir yuva bulmuştu..."
"Sonuçta, ölmek öyle kolay iş değildi."
"Savaşmak için güzel bir gece!" diye seslendi Fred, şato bir kez daha titrerken.
"Tuhaf bir şey bu Harry,ama belki de iktidara en uygun olanlar,onu hiçbir zaman elde etmeye çalışmamış olanlardır."
“Sınır tanımayan bir zekâ, en büyük hediyedir insana!”
"Evet, evet, bebeği oldu!" diye haykırdı Lupin. Masanın çevresinden sevinç çığlıkları, rahatlama gösteren iç çekişler duyuldu: Hermione ve Fleur aynı anda, "Tebrikler!" diye ciyakladılar ve Ron, sanki daha önce hiç böyle bir şey duymamış gibi, "Vay canına, bir bebek!" dedi. "Evet - evet - bir oğlan," dedi Lupin gene, kendi mutluluğuyla başı dönmüş görünüyordu. Masanın etrafında uzun adımlarla yürüdü ve Harry'yi kucakladı; Grimmauld Meydanı'nın bodrumundaki sahne hiç yaşanmamıştı sanki. "Vaftiz babası olur musun?" dedi Harry'yi bırakırken. "B-ben mi?"
“Doğum günü pastanın bir Snitch şeklinde olduğunu fark ettim”,dedi Scrimgeour Harry’ye.Neden öyle?” Hermione alaycı alaycı güldü. “Ah tabii ya,Harry’nin müthiş bir Arayıcı olmasıyla bir ilgisi bulunamaz,o fazla bariz çünkü,”dedi.”Mutlaka kremasının içinde Dumbledore’un gizli bir mesajı saklı olmalı!”
"Dobby'nin efendisi yok! diye cikledi cin. Dobby özgür bir cin ve Dobby, Harry Potter ile arkadaşlarını kurtarmaya geldi!"
Hermione de enkazın içinde ayağa kalkmaya çalışıyordu ve üç tane kızıl saçlı adam yerde, duvarın yıkıldığı noktada bir arada duruyordu. Harry Hermione'nin elini tuttu ve beraberce taşların ve tahtaların üstünden tökezleye tökezleye ilerlediler. "Hayır - hayır, hayır!" diye bağırıyordu biri. "Hayır! Fred! Hayır!" Ve Percy kardeşini tutmuş sarsıyordu, Ron onların yanında diz çökmüştü; Fred'in gözleri ise görmeksizin bakıyordu, son gülüşünün hayaleti hâlâ yüzünde görülebiliyordu.
"İnsanın canı yanıyor mu? Bu çocukça soru, Harry engel olamadan dudaklarından dökülmüştü. Ölürken mi? Hiç yanmıyor, dedi Sirius. Uykuya dalmaktan daha çabuk, daha kolay."
“Suçluluk ve üzüntü duygularını eylemden başka bir şeyin bastıramayacağına inanıyordu.”
"Bunca zamandan sonra mı?" "Her zaman" dedi Snape.
Kadının hızlı hızlı nefes aldığını duyabiliyordu, uzun saçları yüzünü gıdıklıyordu. Kaburgalarına değen düzenli hayat vuruşunu hissedebildiğini biliyordu. "Draco sağ mı? Şatoda mı?"
"Hayatta olması onun zaferlerinden çok benim yanlışlarımın sonucu."