Yazar: Yu Hua
Yayınevi: JAGUAR KİTAP
ISBN: 9786056587887
Sayfa Sayısı: 210
Boyutlar: 12.8 x 19.7 cm
Dil: TÜRKÇE
Yayın Tarihi: 28.11.2019
Yaşamak
Yu Hua
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikYaşamak - Yu Hua
Bazı kitaplar vardır, okurunu elinden tutarak değil, kalbinden tutarak yürütür.
Yu Hua’nın Yaşamak adlı romanı tam da böyle bir metindir:
Acıyı bir öğretmen gibi değil, bir dost gibi anlatan; yüzüne sert rüzgârlar vursa da seni ayağa kaldıran; yaşamın kırılan, yeniden birleşen çizgilerini sessizce gözünün önüne seren bir roman.
“Yaşamak”, Çin’in çalkantılı tarihsel dönemlerinde, sıradan bir adamın sıradan acılarını anlatır — ama o kadar derinden, o kadar insanca ki, kitabın son sayfasına geldiğinde artık “sıradan” diye bir şey kalmamıştır.
Roman, hem bir ailenin hikâyesidir hem de bir halkın; hem kişisel bir trajedi hem de toplumsal bir hafıza. Yu Hua, anlatısında abartıya yer bırakmaz. Hikâye, büyük sözlerle değil, büyük acılarla konuşur. O kadar sessiz, o kadar sade ki, işte bu sadelik çarpıcı kılan şeydir.
Fugui’nin hikâyesi, aslında hepimizin hikâyesine benzer: İnsanın elindekini kaybederek büyümesi, kaybettikçe kendini bulması, sonunda hayatı, hayatın kendi diliyle kabullenmesi…
Romanın merkezinde Xu Fugui vardır. Fugui, gençliğinde zengin bir toprak ağasının savruk, hovarda, kumarbaz oğludur. Hayat onun için bir oyun alanıdır; elindekileri düşünmeden savurur. Ama bir gece kumar masasında yaptığı bir hata, sadece servetini değil, hayatını tamamen değiştirir. Evini, toprağını, itibarını kaybeder; üstelik tüm bunlar, onun sorumsuzluğunun doğal sonucudur. Mülksüz, gideceği yönü olmayan bir adama dönüşür. Ama Yu Hua’nın romanı tam da burada başlar:
Düşüşten sonra gelen o yavaş, sessiz, insanı yontan dönüşüm. Fugui, karısı Jiazhen ve kızı Fengxia ile yeniden köylü olarak hayata tutunur. Bir zamanlar küçümsediği, hor gördüğü yaşam tarzı artık yeni yuvasıdır. Jiazhen’in yumuşak ama güçlü sabrı, ailesini ayakta tutan görünmez direk gibidir. Sonra, yılların biriktirdiği acılar peşi sıra gelir. Fugui askere zorla alınır; savaşın acımasızlığı, insanların birer birer yok oluşu, hayatta kalmanın ne kadar kırılgan bir lütuf olduğunu ona öğretir. Savaştan döndüğünde ise, onu bekleyen hayat bambaşkadır. Fugui’nin kızı Fengxia, ağır bir hastalık sonrası konuşamaz hâle gelmiştir; oğulları Youqing büyüyüp umutları yeşertirken, kaderin sert eli bu kez onu yakalar. Youqing bir hastanede, trajik bir yanlışlık sonucu hayatını kaybeder. Köyün büyüklerinden biri için gereken kanı bulmak adına saatlerce kan verdirilir ve küçük çocuk bu yorgunluğa dayanamaz. Bu sahne, romanın belki de en sarsıcı anıdır. Yu Hua bu trajediyi sessizce anlatır; o sessizlik okurun yüreğinde çığlık olur. Acılar durmaz.
Fengxia evlenir, kendi yuvasını kurar ama doğum sırasında hayatını kaybeder. Fugui, birer birer tüm sevdiklerini toprağa verir. Ama işte “Yaşamak” tam burada farklı bir romandır: Bu bir “acılar listesi” değildir. Bu, acılara rağmen yaşamanın, sabrın, direncin ve insan olmanın hikâyesidir.
Romanın sonunda, yaşlı Fugui tek dostu öküzüyle tarlayı sürerken görürüz.
Öküzün adı bile ironiktir: Fugui yani adamın kendi adı. İnsan kendi adını taşıyan bir öküzle hayata tutunuyorsa, bu hem trajik hem de sarsıcı bir metafordur.
Ama Fugui hâlâ yaşar.
Ve yaşadıkça, hayatın içindeki küçük mutluluk kırıntılarını bulmayı sürdürür.
Yu Hua’nın bu romanı, acıyı bir gösteri malzemesi yapmaz.
Acı burada sessiz, gündelik, hayatın içinden sızan bir sudur.
Ve insanın yüzüne soğuk soğuk değse de, aynı zamanda ayıltıcılığından bir aydınlık doğar.
Fugui’nin hikâyesi, belki dünyanın en mutsuz hikâyesi gibi görünür.
Ama aslında romanın kalbinde “mutsuzluk” değil, “dayanma” vardır.
Yu Hua’nın ince zekâsı tam da buradadır:
O, umut kavramını pembe bir çiçeğe dönüştürmez;
buz tutmuş toprağın çatlaklarından çıkan inatçı bir yeşil filiz gibi resmeder.
Jiazhen’in sessiz direnci, Fengxia’nın gülüşü, Youqing’in masumiyeti, köy halkının dayanışması…
Hepsi birer ışık kırıntısıdır.
Bu kırıntılar birleştiğinde, romanın asıl temasının “umut” olduğunu fark edersin.
Çünkü zorluklarla dolu bir hayatı sürdürebilmek, bazen bir kahramanlık hikâyesidir.
“Yaşamak”, Çin’in politik çalkantılarını arka planda tutar:
toprak reformları, iç savaş, Büyük İleri Atılım, kültürel dönüşümler…
Ama roman bunları bir tarih kitabı gibi anlatmaz;
bir ailenin günlük yaşamının içinden geçirerek hissettirir.
Yu Hua’nın üslubu hem yalın hem delici bir kuvvete sahiptir.
Süs yoktur, gereksiz metafor yoktur, abartı yoktur.
Ama her cümle, kalbin bir yerine ilişir.
Çünkü bu roman, en büyük acıların bile sade bir cümleyle anlatılabileceğini gösterir:
Söz büyür, duygu büyür, hayat büyür.
Kapak Yazısı
Aile servetini yiyip tükettiği gençlik günlerinde, uzun bir hayatın ona neler sunacağından habersizdir elbette Fugui. Yıllar sonra, yaşlı öküzüyle tarlasını sürerken tanıştığı bir yabancıya hayatından söz etmeye başladığında, şımarık bir gencin başına gelenlerden fazlasını sayıp dökecektir bu yüzden: Fugui, kendisiyle birlikte altı insanın hayatını, kaderin sürprizlerini, yaşamın acılarını ve sevinçlerini anlatır. Onun dilinden -daha doğru bir ifadeyle Yu Hua’nın kaleminden- dökülenler, insanlık durumlarına dair epik bir romana dönüşür böylece. Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: Sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...Yayımlandığında ülkesinde yasaklanmasına rağmen, bir hayat öyküsü okumamış da sanki bir hayat yaşamış olduklarını söyleyen okurlarının her geçen gün artmasıyla bir “modern klasik”e dönüşen Yaşamak’ı Bahar Kılıç, Çince aslından çevirdi.
(Tanıtım Bülteninden)Kitaptan Alıntılar
“Mutlu olduğun sürece fakir olmak utanılacak bir şey değildir.”
"Düşünmek yüreğimi öyle acıttı ki, ağlayamadım bile."
“Bir felaketten kurtulunca ardından güzel günler gelir.”
"Ne kadar acı çekersen çek, sabah yine güneş doğuyor."
"Onunla, tüm benliğimle mutlu olmuş, sonunda neler olacağını bir an bile düşünmemiştim."
"Kadınlar tepesi attı mı, söylemeyecekleri ya da yapamayacakları şey yoktur."
"Umudumuzu yitirirsek nasıl yaşardık?"
“Nefret edecek bir sürü şey gelirdi aklıma, ama sonunda yine kendimden nefret ederdim.”
"Her gün yorgunluktan ölene kadar çalışınca, başka şeyler için endişe edecek vaktiniz kalmıyor."
"Tüm insanlar aynıdır. Kendileri bir başkasının cebinden alırken yüzleri aydınlanır, gülümserler ama kaybetme sırası onlara geldiğinde yastaymış gibi ağlarlar."
Bu Kitabı Tartışalım!
Bu kitap hakkında henüz tartışma başlatılmamış. İlk tartışmayı başlatan siz olun!
Yorumlar