Yazar: Boris Vian
Yayınevi: İTHAKİ YAYINLARI
ISBN: 9786053758600
Sayfa Sayısı: 136
Boyutlar: 13.5 x 21 cm
Dil: TÜRKÇE
Yayın Tarihi: 18.10.2018
Mezarlarınıza Tüküreceğim
Boris Vian
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikBoris Vian - Mezarlarınıza Tüküreceğim
Boris Vian’ın Mezarlarınıza Tüküreceğim (J’irai cracher sur vos tombes, 1946) hem Fransız edebiyatının en tartışmalı hem de en sarsıcı metinlerinden biridir.
Bu roman, yayımlandığı dönemde yalnızca içerdiği şiddet ve cinsellik yüzünden değil, aynı zamanda ırk, kimlik, intikam ve ikiyüzlülük üzerine kurduğu ahlaki meydan okuma nedeniyle de olay yaratmıştır.
Vian’ın bu eserini incelemek, bir dönemin toplumsal maskelerini değil, insan ruhunun karanlık derinliklerini deşmek anlamına gelir.
Vian romanı Amerikan takma adıyla (Vernon Sullivan) yayımladı; sanki yasaklı bir Amerikan kitabını Fransızcaya çevirmiş gibi sundu.
Bu edebî oyun, aslında çok katmanlı bir ironi taşır:
Fransa, savaş sonrası dönemde Amerikan kültürüne hayranlıkla bağımlılık arasında gidip gelirken, Vian bu “ithal şiddet ve tutku” kültürünü tersyüz eder.
Romanın geçtiği mekân ABD’dir ama bu Amerika, gerçek bir coğrafyadan çok, ırkçılığın, şehvetin ve ikiyüzlülüğün alegorik sahnesidir.
Vian, Fransız bir entelektüelin gözünden “Amerikan rüyasının karanlık alt metnini” yazar. Yani Mezarlarınıza Tüküreceğim, hem bir kara roman hem de bir kültürel parodidir.
Romanın başkahramanı Lee Anderson, dış görünüş olarak beyaz bir adamdır; ama aslında melezdir, yani Afrika kökenli bir soy taşır. Toplum onu “beyaz” olarak kabul eder ama kardeşi yalnızca “siyah olduğu” için öldürülür. Lee, kardeşinin intikamını almak üzere beyazların dünyasına girer ve o dünyayı kendi silahlarıyla şehvet, şiddet, ikiyüzlülük yıkar.
Vian burada ırk kavramını biyolojik bir farktan öte, ahlaki bir maske olarak gösterir. “Beyaz” ya da “siyah” olmak bir ten rengi değil, bir rol yapma biçimidir.
Lee’nin intikamı, adalet duygusundan değil, aşağılanmanın ve arzu ile nefretin birbirine karıştığı bir cinnetten doğar. Sevgiye, cinselliğe, dostluğa yer yoktur; her temas, bir hesaplaşmadır. Roman boyunca artan erotizm, bir arzudan çok bir nefret jestidir. Her eylem, varoluşun çürümüşlüğünü bir kez daha doğrular. Vian, özellikle Amerika’nın “ahlakçı” kesimlerini hedef alır: İçten içe şehvetin ve ırkçı nefretin kaynadığı bir toplum, görünürde nezaket maskesi takar. Romanın başlığı “Mezarlarınıza tüküreceğim” tam da bu maskeye bir meydan okumadır: Yalancı değerlere, ikiyüzlü ahlaka ve soğuk medeniyetin çürümüş vicdanına.
Vian aynı zamanda bir caz müzisyeniydi ve romanın ritmi müzik gibidir: kısa, keskin cümleler; ani patlamalar; duygusal iniş çıkışlar. Bu ritim, okuru sürekli diken üstünde tutar.
Romanın atmosferi “kara film” karanlığındadır: barlar, sigara dumanı, neon ışıkları, ter, alkol ve kan. Ama bu karanlık yalnızca dış dünyaya ait değildir Lee’nin içindeki ahlaki çürümenin yankısıdır.
Eseri okurken hissedilen temel duygular öfke ve acımasızlık değil, umutsuzluk ve çaresizliktir.
Vian’ın dünyasında hiçbir şey saf değildir: ne aşk, ne merhamet, ne adalet.
Lee Anderson: İki kimlik arasında sıkışmış, yabancılaşmanın vücut bulmuş hâlidir.
Onun şiddeti, bir intikam eyleminden çok, kimliğini ispatlama çabasıdır.
“Beyazların dünyasında var olmanın bedeli” olarak kendi insanlığını yitirmiştir.
Lee, Dostoyevski’nin Raskolnikov’u gibi, suçla kimliğini tanımlar.
Jean, Lou ve diğer kadın karakterler: Vian, kadınları toplumun arzu nesnesi hâline getiren erkek dünyasını eleştirir.
Fakat bunu didaktik bir feminist söylemle değil, vahşi bir gözlemle yapar.
Kadınların cinselliği, erkeğin nefretini ve arzusunu aynı anda tetikler, bu da romanın psikoseksüel gerilimini oluşturur.
Vian’ın dili, hem ham hem de bilinçli biçimde kışkırtıcıdır.
Roman, klasik edebiyatın süslemelerinden arınmıştır; sokak diliyle, caz temposunda akar. Her sayfa, hem anlatı hem saldırı gibidir. Bu bilinçli “düşük stil”, aslında bir estetik tercihtir. Vian, “yüksek kültürün” ırkçılık ve ahlakçılıkla iç içe geçmiş yapısını yerle bir etmek ister. Bu yüzden roman, okurdan konfor alanını terk etmesini ister. Ve bu da onu hâlâ rahatsız edici kılar. Tıpkı bir caz solosu gibi, kulağa önce sert gelir ama içinde bir ritim yakalarsın.
Mezarlarınıza Tüküreceğim bir roman değil, bir çığlıktır.
Ama bu çığlık, sadece bir bireyin değil, bastırılmış bir tarihsel bilincin haykırışıdır.
Vian’ın amacı okuru eğlendirmek değil, rahatsız etmektir — çünkü rahatsızlık farkındalığın öncülüdür.
Eseri okurken ahlaki bir huzursuzluk hissedersiniz.
Ve belki de Vian tam olarak bunu ister:
“Okur, tiksinmeli ama neden tiksindiğini düşünmeli.”
Romanın sonunda kimse kurtulmaz: ne kurban, ne fail, ne toplum.
Ama yazar, bu yıkımın ardından bir tür arınma umudu bırakır çünkü maskeler düştüğünde, insanın çıplak haliyle yüzleşme şansı doğar.
Bu yüzden Mezarlarınıza Tüküreceğim, okunması “zor” ama unutulması imkânsız bir kitaptır.
Edebiyatın rahatlatmak değil, sarsmak için var olduğunu hatırlatır.
Kapak Yazısı
Otuz dokuz yıllık renkli ve verimli yaşamı boyunca romanlar, şiirler, şarkı sözleri yazan, trompetten ve cazdan vazgeçmeyen, oyunculuk, şarkıcılık, mucitlikten de geri kalmayan ve doğal bir oyunbozan olan Boris Vian’ın meslek hayatında Fransız Standartları Enstitüsü’nü seçmiş olması belki de sanat dünyasının en parlak ironilerinden biridir. Dönemin diğer bazı isimleri gibi doğaçlama yaşayıp eser veren Vian bugün asıl olarak yazar kimliğiyle ve antimilitarist bakış açısıyla tanınıyor. Vernon Sullivan müstearıyla kaleme alınan ve bir “beyaz zenci”nin intikam öyküsünü anlatan Mezarlarınıza Tüküreceğim, hakkında net bir yoruma varılması zor, açık uçlu yapıtlardan biri. Şiddet ve erotizm duvarını aşarak bir rehabilitasyon, bir katharsis yaşamak mümkün mü? “Her şey”i görüp tanık olduğu için bir omuz silkme refleksi geliştirmiş olan günümüz insanı bu soruya ne yanıt verirse versin, kitaptan uyarlanan filmin galasında hayal kırıklığına kapılarak kalp krizinden ölen Vian’ın yapıtına sahip çıktığı ortada.
(Tanıtım Bülteninden)Kitaptan Alıntılar
"Öyle sanıyorum ki hem açık fikirli olup hem de Tanrı'ya inanmak birlikte yürümüyordu ve benim açık fikirli kalmam gerekiyordu."
"Herkese bizi rahat bırakmalarını söyleyerek yalnız ikimiz çekip gitsek ne olur?"
"Hiçbir şey fazla uzun sürmemeli."
“Yaşamak, sürekli mücadele etmektir.”
“İnsanlık, kendi karanlığına rağmen umutla yaşar.”
"Kitaplar çok pahalı ve bütün bunlar da bunun için bir neden; insanların iyi bir edebiyat eserini satın almayı dert etmediklerinin kanıtı bu; üzerinde konuşulan ve kitap kulüplerince önerilmiş bir kitabı okumuş olmayı istiyorlar. Kitabın içeriğine aldırış ettikleri yok."
“Bizi ezen düzen, bizim sessizliğimizle ayakta kalır.”
"Beni huysuzlandıran da buydu. Her şey fazla yolunda gidiyordu."
“Öfke, bazen adaletin başlangıcıdır.”
"Tom fazla namusluydu, bu da onun sonu olacaktı. Sanıyordu ki iyilik yapmakla iyilik bulunur."
“İnsanlar, başkalarının acısıyla yüzleşmekten kaçarken kendi acılarına hapsolurlar.”
“Sistem, insanları kuklaya çevirir; ama bazen kuklalar kendi iplerini keser.”
Yorumlar