Yazar: Osamu Dazai
Yayınevi: İTHAKİ YAYINLARI
ISBN: 9786258401479
Sayfa Sayısı: 128
Boyutlar: 12.5 x 19.5 cm
Dil: TÜRKÇE
Yayın Tarihi: 28.12.2022
İnsanlığımı Yitirirken
Osamu Dazai
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikOsamu Dazai - İnsanlığımı Yitirirken
Bazı kitaplar vardır, okumazsın. Sanki biri senin yerine içinden geçer. Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken' 'i tam da öyle bir metin: sayfalar ilerledikçe, kahramanı Yozo’nun ruhuna değil, kendi içindeki o sessiz çatlağa dokunursun. Bir tür aynadır bu roman, ama kusurlu bir ayna. Çünkü sana yansıttığı şey, en korktuğun hâlindir: insan olamamak.
Bir insan nasıl olur da gülüşünü savunma, nezaketini kalkan yapar?
Dazai, kahramanı Yozo Oba’yı tam bu sorunun içine yerleştirir. Dışarıdan bakıldığında şakacı, nazik, sevimli bir gençtir o. Ama iç dünyasında bir uçurum taşır. İnsanların arasında bulunmak, onun için bir tür rol yapmaktır. Tıpkı sürekli değişen bir tiyatro sahnesi gibi. Oynar, güler, taklit eder… çünkü başka türlü var olamaz.
Romanın ilk satırları, bir itiraf defteri gibi açılır: “İnsanlardan korkuyorum.”
Belki hepimiz, bir şekilde oradan başlıyoruzdur zaten.
İnsanlığımı Yitirirken, üç defterden oluşan bir itiraf kitabıdır. Yozo’nun kendi el yazısıyla kaleme aldığı bu defterler, çocukluktan başlayarak onun yavaş yavaş insanlıktan kopuşunu anlatır. Her şey, çocukken bile insanların davranışlarını “anlamıyor” oluşuyla başlar. Etrafındakiler neye gülüyor, neden öfkeleniyor, neden ağlıyor bilemez. O da bu anlaşılmazlığın içinde, bir tek yolu bulur: rol yapmak.
Yozo, maskesinin altına sığınarak yaşamayı öğrenir. Şakalar yapar, kendine “komik adam” rolünü biçer. O rol sayesinde insanlar onu sever; o da sevildikçe, kendini biraz daha gizler. Ama insanın kendi içinden gizlenmesi mümkün değildir. Bir yerden sonra maskenin altında biriken karanlık, dışarı sızar.
Gençlik yıllarında Yozo, resimle ilgilenmeye başlar; ama sanat onun için bir özgürlük değil, kaçıştır. İnsan ilişkilerinde her zaman bir mesafe, bir yanlışlık hissi vardır. Üniversiteye gittiğinde alkol, kadınlar ve umursamaz bir yaşam döngüsüne kapılır. Arkadaşlarının “bohem” dediği bu yaşam, aslında onun çaresizliğinin kılıfıdır.
Ve sonra, trajedinin ilk kırılması gelir: bir kadınla birlikte intihar girişiminde bulunur. Kadın ölür, Yozo yaşar. Yaşamak artık onun için bir suçtur.
Toplumun gözünde “yoldan çıkmış”, “ahlaksız” biridir artık. Ama asıl yargıç, kendi vicdanıdır. O, kendi varlığını bile taşımakta zorlanır. Dazai burada, Yozo’nun iç monologlarıyla insanın kendi benliğini inkâr edişini öyle çıplak anlatır ki, okur olarak nefes almak bile güçleşir.
Roman boyunca Yozo, insanlarla her temasında biraz daha çözülür. Kadınların sevgisi, arkadaşların ilgisi, sanatın umudu… hiçbir şey onu tutamaz. Son defterde, artık neredeyse bir hayalet gibidir. “İnsanlık” denilen o dairenin dışına atılmıştır.
Kitabın son cümlelerinden biri, bir mezar taşı kadar sessizdir:
“Artık bir insan değilim.”
Ama o cümlenin altında, “keşke olabilseydim” diyen bir fısıltı vardır.
Osamu Dazai, savaş sonrası Japonya’nın en kırılgan seslerinden biridir. İnsanlığımı Yitirirken 1948’de yayımlandığında, yazar henüz kırk yaşına bile gelmemişti; kısa süre sonra intihar edecekti. Dolayısıyla kitap, sadece bir karakterin değil, bir yazarın da son mektubudur.
Yozo’nun yaşadığı yabancılaşma, sadece kişisel değildir; o dönemin Japon toplumunun da yankısıdır. II. Dünya Savaşı sonrasında, “ahlak” ve “insanlık” gibi kavramlar yeniden tanımlanırken, bireylerin içindeki boşluk daha da büyümüştü. Dazai, o boşluğu romantize etmeden, sadece gösterir.
Bir karakterin nasıl “yavaşça çözüldüğünü” değil, aslında bizim çözülmeye ne kadar meyilli olduğumuzu anlatır.
Romanın dili yalın ama yakıcıdır. Dazai, süsü, benzetmeyi, sanatı bir kenara bırakır; kelimeleri bir tür “itiraf bıçağı” gibi kullanır.
Yozo’nun defterlerinde geçen her satır, kendi varlığını kazıyan bir ses gibidir.
Bu yüzden kitap, bir roman gibi değil, bir ruhun otopsisi gibi okunur.
Ve işin en acı tarafı, Yozo’nun yaşadıkları sadece “bir hastanın hikâyesi” değildir. Çünkü onun korkuları tanıdıktır:
Sevilmemekten korkmak.
Anlaşılmamaktan korkmak.
Kendi yüzünü kaybetmekten korkmak.
O yüzden İnsanlığımı Yitirirken okurken insan bir noktada fark eder:
Belki de Yozo yalnız değildir.
Belki hepimiz, bir parça maskeyle dolaşıyoruzdur.
Romanın merkezinde, insanın kendini affedememesi vardır. Yozo’nun bütün suçu, “doğal olamamak”tır. Ama o doğal olamama hâli, belki de modern insanın yazgısıdır. Dazai, bu durumu sadece psikolojik değil, ahlaki bir çerçevede de işler:
Bir insan ne kadar yalan söylerse, ne kadar maske takarsa, sonunda neyi kaybeder?
İnsanlık mı, yoksa sadece “insanlığını yitirdiğini sanma” duygusu mu?
Yozo’nun kadınlarla ilişkileri de bu temayı derinleştirir. Onları sever ama o sevgiye tutunamaz. Çünkü kendine inanmayan birinin, başkasına inanması mümkün değildir. Kadınlar, onun gözünde birer “kurtarıcı” figürüdür, ama her kurtuluş denemesi yeni bir düşüştür.
Bu yönüyle roman, bir “ahlak dersi” değil; bir varoluş güncesidir. Dazai, karakterini yargılamaz. Sadece anlatır hatta bazen o kadar tarafsız anlatır ki, okur rahatsız olur. Çünkü artık yargılayan bizizdir.
Kitabı bitirdiğinde insanın içinde tuhaf bir sessizlik kalır. Yozo’nun hikâyesi sona erdiğinde, aslında bir hikâye bitmiş sayılmaz. Çünkü o sessizlik, kendi içimize dönük bir yankıdır.
İnsanlığımı Yitirirken, karanlık bir metin değil sadece; aynı zamanda merhametli bir metindir. Çünkü insana, bütün çirkinliğine rağmen hâlâ bir şans tanır:
Kendi acını fark etmek bile, bir tür insanlıktır.
Osamu Dazai, kendi yaşamında o şansı bulamadı belki. Ama bize bıraktığı bu kitap, insanın kendi yüzüne bakma cesaretini hatırlatıyor.
O yüz bazen yaralı, bazen gülümseyen, bazen de bomboş olabilir ama hâlâ bizimdir.
Bir gün, bir gece lambasının altında bu kitabı eline aldığında, sayfalar arasında sadece Yozo’yu değil, kendi yankını da bulacaksın.
Ve belki o an, bir anlığına durup şunu diyeceksin:
“Ben hâlâ insanım… değil mi?”
Kapak Yazısı
“… Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değildim.” Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai, intiharından hemen önce tamamladığı, Japonya’nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken’de topluma dahil olmayı beceremeyen, her şeyi eline yüzüne bulaştıran, çevresindeki herkesi hayal kırıklığına uğratmaya mahkûm bir ötekinin acıklı hikâyesini anlatıyor. Dazai’nin yaşamıyla çokça paralellik taşıyan romanda, kendini çocukluğundan beri bir başarısızlık abidesi olarak gören, aristokrat bir ailenin oğlu Oba Yozo hem evde hem de okulda büründüğü “soytarı” rolüyle var olmaya çalışır. Bir itiraf niteliğindeki üç bölümden oluşan hatıratında alkolizmle, geyşalarla, sonuçsuz kalan intiharlarla dolu, “utanç” yüklü yaşamının günahını çıkarır. İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai’nin uzun yıllara yayılan edebi intihar mektubunun son bölümü.
(Tanıtım Bülteninden)Kitaptan Alıntılar
"Dış dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü."
“Anlaşılmaz, rahatsız edici bir huzursuzluk büyüyordu içimde.”
"Yine de bir insanın gülümsemesinden farklıydı. Bir şey eksikti. Kanın ağırlığı mı desem, hayatın acısı mı desem bilemiyorum. Özsüz gibiydi, bir kuşun değil, bir kanadın hafifliği gibi. Gülümseyen boş beyaz bir sayfa gibi. Yani tepeden tırnağa sahte hissettiriyordu insana."
"Acı çekenler başkalarının acı çektiğini hissederler."
"Gerçek korkak mutluluktan bile korkar."
"Yavaş yavaş dünyayı olduğu gibi görmeyi öğreniyordum."
"Mutlu muyum? Aslında küçüklüğümden beri insanlar sürekli şanslı biri olduğumu söylüyor ama bana sorarsanız cehennemde gibi hissediyorum, bana şanslı olduğumu söyleyenlerse benimkiyle kıyaslanamayacak ve ölçülemeyecek kadar mutlu görünüyorlar."
"Affetme ya da affetmeme meselesi değildi. Yoshiko'nun insanlara güvenmek gibi bir yeteneği vardı. Onlardan şüphe duymayı bilmiyordu. İşte trajedi de burada yatıyordu."
"Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum."
"Beni dilsiz bırakan vahşi, eski bir korku. O gece saçlarım ağarmaya başladı. Her şeye olan güvenimi kaybettim. Herkesten şüpheleniyordum. Dünyanın işleyişinde tüm umut, sempati ya da neşe kavramlarına sonsuza kadar yabancılaştım. Bu gerçekten hayatımda belirleyici bir andı."
Bu Kitabı Tartışalım!
Bu kitap hakkında henüz tartışma başlatılmamış. İlk tartışmayı başlatan siz olun!
Yorumlar