Yazar: Isabel Huggan
Yayınevi: Aylak Adam
Sayfa Sayısı: 210
Dil: Türkçe
Yayın Tarihi: 2015
Büyümenin Sancısı
Isabel Huggan
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikIsabel Huggan - Büyümenin Sancısı
Isabel Huggan’ın Büyümenin Sancısı (The Elizabeth Stories, 1984), çocukluktan yetişkinliğe geçişin kırılgan, acı-tatlı yolculuğunu olağanüstü bir zarafetle anlatan bir öykü kitabıdır. Kanadalı yazar Huggan, bu yapıtında küçük bir kasabanın sıradan gündelik hayatı içinde büyümenin görünmez yaralarını, kadın kimliğinin oluşum sancılarını ve masumiyetin kaybını incelikli bir dille işler. Bu eseri incelerken, sadece bir büyüme hikâyesi değil, aynı zamanda bir kadın olma bilincinin doğuşunu okuruz.
Romanın arka planı 1950’lerin küçük bir Kanada kasabasıdır — dışarıdan bakıldığında huzurlu, sade, ahlaki bir toplum. Ama Huggan, bu düzenin altındaki baskı, yalnızlık ve suskunluk ağını sezdirir. Kadınların “görünür” değil, “uyumlu” olmalarının beklendiği bir kültür içinde, küçük Elizabeth’in büyümesi aslında bir direniş hikâyesidir. Kanada edebiyatının tipik temalarından biri olan sessiz çevre, derin iç dünya dengesi burada da görülür. Margaret Atwood’un feminist bilinçli gözlemlerini andıran bir duyarlıkla, Huggan bu kasaba atmosferinde kadının iç sesine kulak verir.
Kitabın adı, temanın özüdür: büyümek bir kazanım değil, bir kaybediştir.
Elizabeth, her öyküde biraz daha “büyür”; ama her seferinde bir parça masumiyetini, bir parça hayalini yitirir.
Bu öyküler, kronolojik bir roman gibi ilerleyerek, bir kız çocuğunun dünyayı anlamlandırma sürecini anlatır:
“Küçük şeyleri anlamakla başlar her şey; büyük şeyleri anlamak, genellikle acı verir.”
Elizabeth’in gözünden görülen kadınlar, hep birer çatışma alanıdır. Anne fedakârdır ama bastırılmıştır; öğretmen disiplinlidir ama yalnızdır; genç kızlar güzelliklerini bir silah gibi kullanmaya başlar.
Huggan bu figürleri yargılamaz, sadece gözlemler ama o gözlemler, toplumsal bir eleştirinin sessiz yankısıdır.
Büyümek, Elizabeth için “kadınlığın kurallarını öğrenmek” değil, o kuralların daraldığı yeri hissetmektir.
Ergenliğe geçişle birlikte Elizabeth’in bedenine ve duygularına yönelik farkındalığı artar.Fakat bu farkındalık, özgürlük değil, utançla çevrilidir. Bu, patriyarkal toplumların kadın bedenine yüklediği suçluluğun erken bir fark edilişidir. Huggan, bu temayı doğrudan değil, çok incelikli imalarla verir; örneğin bir aynadaki yansıma, bir bakışın ağırlığı ya da bir sessizlik anı üzerinden.
Huggan’ın dili, dışarıdan sakin ama içeriden titreşimli bir duygusal yoğunluk taşır. Öykülerin havası melankoliktir ama umutsuz değildir; çünkü yazar büyümeyi bir “yıkım” olarak değil, bir farkındalığa ulaşma süreci olarak görür. Okur, Elizabeth’in dünyasına girerken hem bir nostalji hem bir tedirginlik hisseder.
Bu duygu, Kanadalı yazarların çoğunda görülen o tipik “soğuk duygusallık”tır. Söylenmeyenler, duygulardan daha gürültülüdür. Her öykü, bir duraksama gibidir. Bir bakış, bir dokunuş, bir utanç anı. Ve bu küçük anların toplamı, bir hayatın yönünü belirler.
Elizabeth:
Huggan’ın alter egosu gibidir.
O, gözlemleyen ama anlamakta zorlanan bir çocuktur; her şeyi kaydeder, ama açıklayamaz.
Büyüdükçe anlamlar çoğalır, ama açıklamalar azalır.
Elizabeth’in en büyük özelliği, dünyayı “dil”le değil, duyularla algılamasıdır. Bu da onun yazarlığa doğru adım adım yaklaşan bir ruh olduğunu gösterir.
Onun hikâyesi, aynı zamanda bir yazarın doğuş hikâyesidir.
Anne figürü:
Anne karakteri, toplumsal rolün temsilcisidir.
Sevgisi koruyucudur ama aynı zamanda sınırlayıcıdır.
Elizabeth’in özgürleşmesi, annesinin değerlerinden kopmak değil, o değerlerin neden o kadar katı olduğunu anlamak üzerinden olur.
Huggan burada feminist bir hesaplaşmadan çok, kadınlar arası kuşak farkının sessiz trajedisini anlatır.
Isabel Huggan’ın anlatımı zarif, sade ve ölçülüdür. Duygularını açıklamak yerine, imgeyle ve atmosferle hissettirir. Doğayı, küçük kasaba detaylarını, sessizlikleri ve bakışları ustaca kullanır. Her cümlede, Alice Munro’nun öykü estetiğini andıran bir “içtenlik” vardır. Bu öykülerde hiçbir olay büyük değildir; ama küçük olayların duygusal yankısı bir büyüme destanı kadar güçlüdür. Huggan’ın dili, okurun kalbinde yankılanan bir müzik gibidir. Sakin ama derin.
Büyümenin Sancısı, çocukluktan yetişkinliğe geçişin evrensel hikâyesidir — ama özellikle kadın okurlar için, bu geçişin toplumsal ağırlığını da taşır.
Isabel Huggan bize büyümenin yalnızca “öğrenmek” olmadığını, aynı zamanda “susmayı öğrenmek” anlamına da geldiğini gösterir.
Ama o suskunluğun içinde bir güzellik vardır:
“İnsan bazen sessizce büyür; ama o sessizlik, bir tür bilgeliktir.”
Bu kitabı okurken, kendi çocukluğunuzun gölgesi yanınızda yürür. Bir zamanlar anlamadığınız, ama şimdi kalbinizde yankılanan o küçük kırılma anları.
Büyümenin Sancısı, büyük olayların değil, küçük fark edişlerin romanıdır ve tam da bu yüzden evrenseldir. Huggan, büyümeyi bir kayıp değil, insan olmanın derinleşmesi olarak anlatır. Bu öyküler, okuru yormaz ama içini titretir. Ve belki de büyümek, tam olarak budur: Hissetmeyi unutmadığın sürece, hâlâ insansındır.
Kapak Yazısı
Büyümenin Sancısı, Kanada'nın küçük, kasvetli bir kasabasında büyüyen genç bir kızın iç içe geçmiş öykülerinden oluşuyor. Isabel Huggan'ın çocukluk ve ergenliğe bakış açısındaki detaycılık, okuru yaşamış olabileceği duygu yoğunlukları ve deneyimlerle baş başa bırakıyor. Geçmişte yaşanan travmalara, zor yaşamlara dair içten bir anlatı.
"Banyoya götürüldüm ve yıkanmam söylendi, annem klozet kapağının üzerine oturdu, yorgun ve incinmiş görünüyordu. "Dağılmış hissediyorum Elizabeth," dedi. "Gerçekten iyi bir kız olmaya başladığını düşünüyordum, şimdi de bu çıktı. Bizi nasıl utandırdığına bak, yaptığını bir düşün." Başını kaldırıp çok iyi bildiğim o üzgün ifadeyle, benim yüzümden sayısız hayal kırıklığı yaşamış gözlerle bana baktı"
Kitaptan Alıntılar
Siyaset, ticaret, ırk ve kan teorileri bizi temelde farklı olduğumuza inandırmaya çalışırlar. Oysa edebiyat ortak insaniyetimize hitap eder.
Nedense insan çocukken dünya başka türlü olamazmış gibi, olayları oldukları ve geldikleri gibi kabul ediyor. Belki zaten doğrusu da hayata bu şekilde bakmak. Ama geçmişe bakınca, kendini saniye saniye yavaşça geliştiren Pasifik'teki mercan adaları gibi, karakterini tesadüflerin oluşturduğunu fark ediyorsun.
Bu Kitabı Tartışalım!
Bu kitap hakkında henüz tartışma başlatılmamış. İlk tartışmayı başlatan siz olun!
Yorumlar