Yazar: Andrew Clements
Yayınevi: GÜNIŞIĞI KİTAPLIĞI
ISBN: 9789756227992
Sayfa Sayısı: 112
Boyutlar: 12 x 18 cm
Dil: TÜRKÇE
Yayın Tarihi: 18.10.2024
Bunun Adı Findel
Andrew Clements
Kitap Özeti
Onaylanmış İçerikBunun Adı Findel - Andrew Clements
Bazı kitaplar vardır, ilk bakışta küçük görünür. İnce, sade, çocuklara yazılmış gibi durur. Ama okudukça insan fark eder: Bu kitap aslında çocuklardan çok kelimelere, düşünmeye ve cesarete yazılmıştır. Andrew Clements’ın Bunun Adı Findel'i, tam da böyle bir metin. Masum bir sınıf hikâyesi gibi başlar; bir öğretmen, bir öğrenci, bir kelime oyunu… Sonra yavaş yavaş genişler. Dile, otoriteye, yaratıcılığa ve bireyin gücüne açılır. Okur, sayfalar ilerledikçe şunu hisseder: Burada anlatılan, yalnızca bir çocuğun hikâyesi değil; bir fikrin nasıl doğduğunun hikâyesidir.
Romanın merkezinde Nick Allen vardır. Zeki, meraklı, yerinde duramayan bir çocuk. Öğretmenleri onun “problemli” olduğunu düşünür; ama Nick’in asıl problemi kurallarla değil, sıkıcılıkla ilgilidir. O, dünyayı olduğu gibi kabul etmekten hoşlanmaz. Sorular sorar. Alternatifler düşünür. Küçük oyunlar kurar. Kelimelerin nereden geldiğini, neden öyle olduklarını, başka türlü olup olamayacaklarını merak eder. İşte tam da bu merak, onu bir gün sözlüğün ortasına götürür.
Nick’in dili ve kelimeleri bu kadar ciddiye almasının bir nedeni vardır: Bayan Granger. Okulun efsane öğretmenlerinden biri. Sert, disiplinli, kelimelere âşık bir kadın. Sözlük onun kutsal kitabıdır. Derste öğrencilerine kelimelerin tarihini, kökenini, gücünü anlatır. Ama aynı zamanda onları sınar. Sıradan sorularla yetinmez. Düşünmelerini ister. Nick’in aklında da tam bu noktada bir kıvılcım çakar. Eğer kelimeler insanlar tarafından uydurulduysa… neden yeni bir kelime uydurulmasın?
Nick’in seçtiği şey sıradandır: “kalem.” Herkesin bildiği, her gün kullandığı bir nesne. Nick ona yeni bir ad verir: “findel.” Başta bu yalnızca sınıf içinde küçük bir oyundur. Arkadaşlarına kaleme findel demeye başlar. Gülerler. Öğretmen kızar. Uyarılar gelir. Ama kelime yayılır. Önce sınıfta, sonra okulda, sonra kasabada. Bir kelimenin serüveni böyle başlar. Fısıltıyla. Gülüşle. İnatla.
Romanın en keyifli taraflarından biri, bu yayılmayı izlemektir. Clements, bir kelimenin toplum içinde nasıl dolaşıma girdiğini adım adım gösterir. Çocuklar kelimeyi sahiplenir. Öğretmenler karşı çıkar. Müdür kurallar koyar. Veliler işin içine girer. Medya kokusunu alır. Bir anda basit bir kelime oyunu, bir “olay”a dönüşür. Tişörtler basılır. Röportajlar yapılır. Şirketler devreye girer. Küçük bir sözcük, büyük bir tartışmanın merkezine oturur.
Ama Bunun Adı Findel yalnızca eğlenceli bir fikir romanı değildir. Altında çok daha ciddi bir damar akar: Dil kime aittir? Kelimeleri kim belirler? Bir öğretmen mi, bir sözlük mü, yoksa onları kullanan insanlar mı? Nick’in findel’i, bir başkaldırı biçimidir. Ama yüksek sesli bir isyan değil; gülümseyen, yaratıcı, oyunbaz bir itiraz. Otoriteye bağırmaz, onu düşünmeye zorlar. “Kalemin adı kalemdir” cümlesini, “kalemin adı, insanlar ne derse odur” noktasına çeker.
Bayan Granger karakteri bu yüzden çok kıymetlidir. O, romanın “karşı tarafı” gibi görünür ama aslında Nick’in en gizli müttefikidir. Kuralları savunur, cezalar verir, kelimeyi yasaklar. Ama bunu bir baskı refleksiyle değil, bir eğitim yöntemi olarak yapar. Onun amacı findel’i susturmak değil; Nick’e bir fikrin ne bedellerle yürüdüğünü göstermektir. Yaratıcılık yalnızca eğlence değildir; sorumluluktur, dirençtir, sürekliliktir. Bayan Granger, Nick’in oyununu ciddiye alan tek yetişkindir. Ve belki de bu yüzden ona en sert davranandır.
Roman ilerledikçe Nick’in de değiştiğini görürüz. Başta sadece eğlenmek ister. Arkadaşlarını güldürmek, öğretmenini şaşırtmak. Ama findel büyüdükçe, o da büyür. Artık sözlerinin sonuçları vardır. İnsanlar bu kelime üzerinden kavga eder, birleşir, para kazanır, kızar, düşünür. Nick, bir kelimenin arkasında durmanın ne demek olduğunu öğrenir. Yaratıcılık, yalnızca bir kıvılcım değil; onu taşımak da bir iştir. Ve her fikir, sahibini de dönüştürür.
Clements’ın dili yalındır. Büyük metaforlar kurmaz, edebi gösterişe girmez. Ama tam da bu sadelik sayesinde kitap genişler. Okur, metnin üzerine değil, içine girer. Diyaloglar canlıdır. Sınıf atmosferi tanıdıktır. Öğretmenlerin sabrı, çocukların kurnazlığı, okulun küçük iktidar alanları gerçekçidir. Bu tanıdıklık, romanın felsefi tarafını daha etkili kılar. Çünkü burada anlatılan şeyler soyut değildir; hayatın içindedir. Bir sıranın başında, bir defterin kenarında, bir kelimenin ucundadır.
Bunun Adı Findel, çocuklar için yazılmış bir kitap gibi görünse de, yetişkin okura da sessizce seslenir. Çünkü yetişkinlik çoğu zaman kelimeleri kabullenmek demektir. “Böyledir,” demek. “Değişmez,” demek. Nick’in yaptığı şey tam tersidir: “Neden?” diye sormak. “Başka türlü olabilir mi?” diye düşünmek. Roman, okura şu küçük ama güçlü fikri bırakır: Dünya, üzerinde anlaştığımız şeylerden oluşur. Ve anlaşmalar değişebilir.
Kitabın belki de en sıcak tarafı, umutsuz olmamasıdır. Otorite karikatürize edilmez. Öğretmenler düşman değildir. Kurallar anlamsız değildir. Ama hiçbirinin kutsal olmadığı gösterilir. Bayan Granger’ın Nick’e bıraktığı gizli miras, romanın duygusal kalbidir. Çünkü orada şu kabul vardır: Eğitim, itaat üretmek değil; düşünebilen insanlar yetiştirmektir. Ve bazen bunun yolu, bir çocuğun bir kelimeyi inatla tekrar etmesine izin vermekten geçer.
Findel’in yolculuğu, kelimenin sözlüğe girmesiyle sembolik bir tamamlanma yaşar. Ama roman, asıl tamamlanmayı Nick’in iç dünyasında kurar. O artık sadece “yaramaz” bir çocuk değildir. Bir şey yapmış, bir şeyin değişmesine sebep olmuş, bir fikrin dünyaya karıştığını görmüştür. Bu, insanın başına gelebilecek en sessiz ama en güçlü deneyimlerden biridir. “Benim düşüncem bir başkasına değdi.”
Clements, bu hikâyeyi anlatırken dili kutsamaz ama önemser. Kelimelerin yalnızca nesneleri değil, ilişkileri, iktidarı, sınırları da adlandırdığını sezdirir. Bir kelimeyi değiştirmek, bazen bir bakışı değiştirmektir. Findel, bir kalemin adı olmaktan çıkar; bir ihtimale dönüşür. “Başka türlü de olabilir” ihtimaline.
Kitap bittiğinde, okur belki kalemine bakar. Belki bir kelimenin tadını ağzında biraz daha uzun tutar. Belki de yıllardır hiç sorgulamadığı küçük şeyleri düşünür. Çünkü Bunun Adı Findel, büyük laflar etmez. Ama küçük bir taş atar suya. Dalgalar kendiliğinden yayılır.
Bu roman, yaratıcılığın yüksek kürsülerde değil, okul sıralarında da doğduğunu hatırlatır. Cesaretin bağırmak değil, tekrar etmek bazen. Ve en önemlisi: Dil, yaşayan bir şeydir. Onu yalnızca öğrenmeyiz; her gün, fark etmeden, yeniden kurarız.
Eğer bir gün, dünyaya biraz daha meraklı bakmak istersen; kelimelerin ağırlığını değil, imkânını hissetmek istersen; hem gülümseten hem düşündüren bir kitap ararsan, Bunun Adı Findel seni yormadan yanına gelir. Küçük bir hikâye gibi başlar. Ama bitirdiğinde, belki sen de kendi içinden bir kelime uydurmak istersin.
Çünkü bazen bir kelime, gerçekten de bir dünyanın kapısını aralar.
Kapak Yazısı
Beşinci sınıfın en acar çocuklarından Nick, olmadık sorularla ders kaynatmada ustadır. Ancak, çetin ceviz dilbilgisi öğretmeni onun oyununa gelmez ve sözcüklerin nereden kaynaklandığı üzerine bir rapor hazırlamasını ister. Öğrendiklerinden çok etkilenen Nick bunları sınamak için parlak bir fikir bulur: Kalem yerine findel demeye başlar. Hiçbir anlamı olmayan sözcük önce okulda, sonra kasabada hızla yayılır, televizyonlara konu olur. Nick’in masum oyunu hiç ummadığı sonuçlara yol açacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)Kitaptan Alıntılar
"Dünyadaki bütün dil bilgisi ve edebiyat öğretmenlerinin hepsi de öğrencilere sözlük kullandırmaya bayılırlar."
"Ama bazı adımlar atmadan neler olacağını bilemeyiz.”
"Güneşin doğuşu gibi şeyler engellenemez. Tek yapabileceğin izlemektir."
"Zamanlama önemliydi ama işin asıl zor tarafı doğru soruyu sormaktı."
"Her zaman bir dolu fikri vardı ve onları kullanmayı iyi bilirdi."
"Kurallar değişebilir elbette ama gerçekten gerekliyse."
"İnsan güneşin doğuşunu izleyebilir, ama o süreci yavaşlatma, durdurma ya da geriye alma olanağına sahip değildir."
"Bundan böyle, kalem sözcüğü yerine Findel sözcüğünü kullananlar, dersler bittikten sonra okulda kalıp, yüz kere şu cümleyi yazacaktır: Bu cezayı bir kalemle yazıyorum."
“Evet ama, yani, ben hâlâ sözcüklerin niye farklı farklı anlamlar taşıdığını anlayamadım. Örneğin, k-ö-p-e-k'in, havlayan ve kuyruğunu sallayan şey demek olduğuna kim karar veriyor? Bunu kim diyor?"
"Bütün iyi öykülere kötü bir karakter gerekir, öyle değil mi?"
Bu Kitabı Tartışalım!
Bu kitap hakkında henüz tartışma başlatılmamış. İlk tartışmayı başlatan siz olun!
Yorumlar